CAN YÜCEL-ANLADIM
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can YüceL
BİR HİKAYE...
Yer; Almanya Bavyera eyaleti Herzogenaurach kasabası.
Kasabanın ayakkabı tamircisinin iki oğlu vardı. 1896 doğumlu Rudolf Dassler ve 1900 doğumlu Adolf Dassler.
İki kardeş baba mesleğini ilerletmek için var güçleriyle çalıştılar. Amaçları dünyanın en hafif spor ayakkabısını üretmekti. Yaptılar da. Sonra ilk çivili futbol ayakkabısını ürettiler. Sonra, sonra arkası da geldi. Bu başarıların ardından Herzogenaurach'da Dassler Kardeşler Spor Ayakkabıları Fabrikası'nı açtılar.
II. Dünya Savaşı'na kadar her şey iyi gitti. Savaş iki kardeşin arasına açtı. Kavganın ne olduğu hala büyük bir sır. Ama tahminler farklı hikayeler üzerinde yoğunlaşıyor:
Birinci hikayenin temelinde aşk var. Rivayete göre Adolf, kardeşi Rudolf'un karısıyla gizli bir aşk yaşıyordu.
İkinci hikaye daha politik. Zıt karakterler olmalarına rağmen birbirlerini tamamlayan kardeşlerin arası, İkinci Dünya Savaşı sırasında açıldı. Kardeşlerden Adolf Nazi davasına bağlıydı.
Üçüncü hikaye ise şöyle: Savaşın sonlarına doğru Naziler askerlere postal yapmak için fabrikaya el koydu. Bu esnada Adolf Dassler işgalci birlikleriyle dostluk kurdu. Tam o sırada asker olan Rudolf, ABD tarafından esir alınıp kampa düştü. Rudolf müttefikler üzerindeki nüfuzunu kullanıp kendisini esir kampından kurtarmadığı için kardeşine çok kızdı ve affedemedi. İki kardeşin yolları ayrıldı.
1948 yılında fabrika işçilerinden 40'ını Adolf, 13'ünü de Rudolf aldı ve ayrıldılar. "Dassler" adını ürünlerinde kullanmamak üzere anlaştılar. Adolf, savaştan sonra adını değiştirip "Adi" adını aldığı için ürettiği ürenlere "Adidas" adını verdi. Rudolf ise "Puma"yı kurdu.
İki markanın da merkezi hala Herzogenaurach kasabasındadır.
İki kardeşin birbirlerine duydukları öfke, kasabayı ikiye böldü. İki ayrı fabrikada çalışan kasaba sakinleri de bir süre sonra patronlarının kavgasını sürdürmeye başladı. Çocuklarının birbiriyle evlenmelerine izin verilmedi; okullarda çeteler kuruldu ve her fabrikanın çalışanları ayrı lokanta ve barlara gitmeye başladı. İki tarafın fırınları, kasapları, hatta okulları bile ayrıydı...
Dassler kardeşler küs öldü. Kasaba mezarlığında birbirlerinden olabilecek en uzak noktaya gömüldüler. Şimdi kasabada iki kardeşin hikayesini anlatan bir müze var.
Bu bilgilerden sonra dönelim Avrupa Şampiyonası'nda hangi takımın Adidas hangisinin Puma giydiğine:
Adidas giyen takımlar: Almanya, Fransa, İspanya, Romanya, Yunanistan.
Puma giyen takımlar: Çek Cumhuriyeti, İtalya, Avusturya, İsviçre, Polonya.
İlginçtir burada da iki kardeş 5–5 berabereydi!
Türk milli takımı ise, iki kardeş kavgasına karışmamak için (!) Nike giyiyor!!!
BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.
Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.










